ÖNCE BULGUR AŞI SONRA TOP BAŞI

ÖNCE BULGUR AŞI SONRA TOP BAŞI

PALDIR GÜLDÜR KÖŞESİ

ÖNCE BULGUR AŞI SONRA TOP BAŞI

Avşar'da beslenme denince akla bulgur aşı, spor denince de futbol gelir. İkisi de Avşarlı için vazgeçilmezdir. Şöyle bir geriye baktığımızda, hepimizin gençliğinde, Sarıtaş veya Aşağı Harman yerinde top koşturduğumuz dönemler vardır. İşte bu yazımda köyümüzün yetiştirdiği ve fufboluyla aklımda kalan kişileri tanıtmak istedim.

Yılın derbileri Kazanpınar maçlarıdır.

Önce ???????????????????????????? ve kardeşlik ortamında f????tboll olarak başlayan maçlar, genellikle, boks, tekvando ve güreş karışımı bir spor müsabakası ile son bulurdu. Futbol bizde rahmetlik Abbas abi ile özdeşleşmiştir? Maçlara ilgisi bazı söylentilere neden olmuştur. Radyosunu, çift sürerken öküzünün boynuzuna bağladığı, tuvalete giderken radyoyu yanına aldığı, kağnıyı köyün ortasında bırakıp maça gittiği söylenir. O herkesin Abbas abisidir. Temiz eşofman ve ayakkabısı, bir de başından hiç çıkarmadığı siyah beyaz örme şapkası ile bildik futbolcu tipine hiç mi hiç benzemez. Herkesi toplar, oyunu kurar, sahada sürekli konuşur. Bazen rakip takım oyuncularına dahi nerede duracaklarını ve kime pas atacaklarını o söyler. Futbolu zarif ve estetiktir. Topa kafa vurmaz. Sertliği sevmez. Vücut çalımı ve topuk pası en sevdiği hereketlerdir. Onun takımı maçı kazanmadan oyun katiyen bitmez.

Eskilerde iyi futbol oynamak, topu kaç minare boyu havaya vurduğunla ölçülürdü. Bu konuda sayısız örnek bulmak mümkün. Ama benim aklıma gelen Tamazların Salih ve Yağcıların Mevlüt en iyileri idi. Özellikle Mevlüt Abi'yi seyrettiğim 7-8 yaşlarımda sert şutlarına ve bir kısmı erimiş kranponlarına hayran kalmıştım. Aynı kuşaktan Berberlerin Ali ise top sürmedeki mahareti oldukça iyidir. Oyundan kopmama ve adam tutmadaki disiplini yanında, kurallar konusunda pek titizlenmeyi sevmez. Çok sık duymuşumdur şuna benzer konuşmalarını: "Yahu Abbas amma da kuralcısın, ha dışardan çevrilmiş olsun ne olacak, oyunu soğutuyorsun."

Bir de Demir Bekler vardır. Top geçer adam geçmez sloganı ile sahaya çıkan bu grubun bildiğim en eski temsilcisi eniştem matbaacı Hasan'dır. Daha sonraki dönemlerde Hacıların Sadık, Saatçi Remzi ve Gırtıkların Kazım bu ekolü başarıyla temsil etmişledir. Bu grup futbolcular ayaklarını topa savurduklarında üç ihtimalden biri gerçekleşir. Ya nadiren de olsu topa vururlar ve top taca veya avuta çıkar, ya ıska geçer veya ayakları çıkar, ya da genellikle yaptıkları gibi rakibin bacağına gelen tekmenin ardından, çat diye bir kemik sesi duyulur. O anda yerde kıvranan bir forvet görürsünüz ve tehlike savuşturulmuş olur.

Elbette bu durumda faul falan olmaz, çünkü herkesçe bilinen bu kişilere tekme menziline kadar yaklaşma gafletinde bulunan forvetten başka suçlu yoktur. Özellikle Hacıların Sadık kimseye tekme vurmadan sahadan ayrılırsa çok üzülür ve içinden 'Yahu bu oyundan hiç zevk almadım, hiç olmazsa Hacı Bekirlerin Osman'ın ayağına bassaydım' der.

Koca Velilerin Osman, Berberlerin Fehmi ve Şaban Dayımın Mustafa uzun yıllar köy takımının iskeletini oluşturmuşlardır. Bu kişilere belki Ramazan Çetin'i de katabiliriz. Hatta Ali Çetin köyden uzak olduğu için çok fazla katılmasa da yine de vazgeçilmez oyuncularımızdandır.

Bu gruptan özellikle Osman'ın benim gözümde ayrı bir yeri vardır. Tek başına bir takım performansında oynar, yorulmak nedir bilmez, topu alıp başını yere diktiğinde aklı olan önüne geçmesin. Yere basan adımlarının gürültüsü ve nefes aldığında çıkardığı seslerle, yanınızdan tren geçti sanıyorsanız, işte o Osman'dır. Birçok galibiyetimizde onun tek başına imzası vardır.

Kara Mıstık da Osman gibi topu tek başına kaleye kadar sürmeyi sever. Attığı şut ya gol olur ya da kaleboyu üstten gider. Ortası yoktur. Fehmi içlerinde paslaşmayı seven kişidir. Verkaçlarla gitmeyi tercih eder. Bir de Küçük Mehmet var. Onun da topu süren adamın ayağındaki topa yatarak müdahalelerine bayılırdım.

Sonra bizim kuşak gelir. En göze batan Terzilerin Hasan, Kocavelilerin Ali, Hocanın Nazım'dır. Bu grup, Abbas abinin rahlei tedrisinden yetişmiş oldukları için verilen görevi yapmaya programlanmış gibi oynarlar.

bilemeyebilirim. Bu arada bendenizi sorarsanız, öyle vasatın üzerine çıkmamış bir futbolcu olarak bilinirim. Neyse ki bizim aileden Hikmet hepimize yetecek kadar madalya topladı, bir ara bir iki tanesini yürütsem eminim eksikliğini fark etmez. Ben de ilerde torunlarıma gösterecek bir madalya sahibi olurum.

Av. Sabahattin Yılmaz

Avşar Haber