Ey gönül Sorarım Sana Hangi Aşk Daha Büyüktür
Ey gönül! Sorarım sana hangi aşk daha büyüktür? Anlatılarak dile düşen mi, anlatilmayip yürek deşen mi? Diyor gönüller güneşi Şems...
Yürek yakan sızlatan aşklar Leyla ile birlikte çok uzaklara gitti artık...
Aşk; artık gürültücü...
Dünyalık metaların baştan ambargolandigi bu senin, bu benim diyerek parsellendigi bir başlangıç...
Ne kadar sessiz ve mahsun kalabilir yüreklerde...
Aşk artık sessizliğe, hiçliğe, en çokta vefaya katlanmiyor...
Sessizlik bütün asaletiyle hayatımızın her cephesinden geri çekiliyor...
Hız, haz ve gürültü...
Duyamiyoruz birbirimizi... Hep bağırıyoruz... Kalabalıklar içinde yalnızız... Çinilerle bezenmiş camiler... Ruhsuz kariler... Maksatsiz, manasız secdeler.!!!!! Bizi, bize yaklaştırmiyor... Kalden, hale dönüştürmuyor... Aşkın, en çok konuşmaya ihtiyacı var... Kelama, nefese yani öze... En çok da yürümeye, dokunmaya, tebessüme, hasbihale, el olmaya, ayak olmaya, göz olmaya, göz nuru dökmeye... Rabbimize teslim olmaya o kadar, ihtiyacımız var ki...
Derler ki gönle düşen, dile düştüğünde bazen yere düşer...
"Sevdiğimi söylemez isem, sevmek derdi beni boğar" diyen Yunus'a ne demeli... Yunus olmak için, eğri söz değil eğri odun bile taşımamali... Belki aşk fırınında pişer, "hamdim, piştim, yandım" diyerek...
Yüreği Yunusca yanan aşk fedailerine...
Nazım YILDIRIM
16/01/2020 AFŞAR