Bizlerin temel sorunu neye, nasıl, niçin ve neden inandığımızı yeterince sorgulama yapamadığımız veya idrak edemediğimizdir.

Oysaki “Kur’an akletmeye bir çağrıdır” desek, abartmış olmayız. Çünkü Kur’an tümüyle insan aklına hitap etmekle ve düşünmeyi, tefekkürü, görmeyi, hatırlamayı, ibret almayı, okumayı, anlamayı, bilmeyi ısrarla vurgulamaktadır.

Akletme düşünme kelimesine benzer ve yakın anlamlı kelimelerin kullanışını da dikkate aldığımızda, her beş ya da altı ayetten birinde (yaklaşık bin ayet) düşünmeye vurgu ve yönlendirme vardır.

Hz Peygamber efendimizin yaşadığı dönem bu açıdan altın bir çağdır. Çünkü dinî doğru anlatan örnek ve kul bir peygamber vardır. Sonuçta birinci kaynaktan sahih, sağlam ve doğru bilgiler alınarak uygulanmıştır.

Ancak çok geçmeden müslümanların yaşadığı topraklarda akletmenin yerine kör taklit ve sorgulamama hâkim olmuştur. Onun içindir ki, çıkar grupları şu veya bu şekilde kendilerine atfettikleri “kutsal” postları kendilerine ve kendi tebaalarına güç devşirmek adına kullanmış ve menfaatizm grupları oluşturmuş, bir bakıma dinin yasakladığı “kabilecilik” anlayışını öncelemiştir…

Oysa Kur’an hakikati tamamıyla bunun karşısında durarak liyakati ve takvayı öne çıkardığı halde!!!

Geleneksel anlayışla soru sormayı, sorgulamayı öteleyen hatta daha da ileri gidilerek “şeyhin vardır bir bildiği” türünden kutsallar yükleyerek, kısmi hikâyeciklerle kendine bağlılık seansları uygulayanların ortaya koyduğu sonuç ne yazık ki ortadadır.

Oysaki İslam’da, cuma hutbesi okunurken yeterince konuyu anlamayan bir kadın “ya Ömer şu konuda Allah böyle ifade ederken bizden bu hakkı neden alıyorsunuz” diyerek mescitte görüşünü dile getirmiştir.

Yaşanmış örnekleri çoğaltabiliriz. Ne yazık ki bizim bugünkü temel sorunumuz bugün nasıl yaşanır olacak, nasıl bize hayat verecek, nasıl bir bakış açısı ile bunlar hayata geçirilecek sorunudur… Oysa her birimiz bu güzel yaşanmışlıkları hem anlatıyor, hem paylaşıyor hem de dilimizden hiç eksik etmiyoruz…!!!

Ortada dağ gibi bir “Din dili” anlatımı, aktarılım sorunu varken nasıl ve ne şekilde bu sorun asılır derseniz yeniden imamı Azam’ın akılcı, dışlamayan ve akletmeyi tekrar gündemimize almadıkça, yeniden doğru bir şekilde düşünmeye başlamadıkça, neyi niçin yaptığımızı sorgulamadıkça, bilmediklerimizi öğrenme konusunda seferber olmadıkça, kimseyi inancından ve veya inançsızlığından dolayı öteki olmasına karşı durmadıkça, düşüncelerin serbestçe ve özgür ortamlarda konuşulması, tartışılması sağlanmadıkça, birbirimize yumruğumuzu değil, kulaklarımızı vermedikçe…..

Yıllardan beri önümüzde dağ gibi birikmiş sorunları ve engelleri kaldırıp atmadıkça asla kendisine imrenilen, parmakla gösterilen, sempati duyulan bir toplum haline gelemeyiz.

Nereden başlamalı derseniz, kendimizden, nefsimizden, benliğimizden….Yani “ene” den, “ego” dan “ben” den… Kibirden, hasetten, riyadan, acizlikten, hırstan, hüsrandan…!!!

Bütün bunları ayaklar altına alarak yeni bir besmeleyle bir dünya inşa etmek için…

Bize ilk ayetle emredilen okumaya başlamalı… Düşünmeli, akletmeli, kafamıza takılan soru ve sorunları işin ehline sormalı, sorgulamalı, bir araya gelip konuşmalı…!!!

Aksi takdirde, giderek bu anlayışlarda irtifa kaybederek, birbirimizin zaten hayırlı olan cumasını, feyizli olan ay ve günlerini “hayırlı cumalar” mesaj ve emojileriyle kutlamak bataklığına saplanır kalırız…!!!

Nazım YILDIRIM
Afşar  / 30.03.2018

Related Posts

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir