Afşar, Afyonkarahisar ilinin Dinar ilçesine bağlı bir köydür. AVŞAR Türkmenleri bir YILDIZELİ TÜRKMEN BOYLARIDIR. Afşarlar ülkenin dört bir yanına dağılmış olarak yaşamaya devam ediyorlar. TARİHTE AVŞARLAR VE KÖYÜ; Oğuz Türeleri’ nin 24 boyundan birisidir. OĞUZ toplumu OK-UZ; yani boylar anlamına gelmektedir. OĞUZ isim ve sıfat olarak ise sağlam gürbüz güçlü ve delikanlı temiz kalpli dost iyi ve doğru anlamlarına da gelmektedir. Oğuz kelimesine toplum adı olarak ilk defa “YENİSEY KİTABELERİNDE” rastlanmaktadır. Bu kitabeler M.S. 6-7. yüzyılda yazılmıştır.

TARİHİ

 Oğuz milleti boylardan boylar obalardan obalar da ailelerden oluşmaktaydı. Boyların başında olanlara “BEĞ” denilirdi. OĞUZ HAN (OĞUZ KAĞAN) :Büyük-Hun İmparatorudur. M.Ö. 209–174 yılları arasında 35 yıl hükümdarlık yapmıştır. Döneminde imparatorluk sınırları Çin’ in doğusundan Hazar denizine kadar genişlemişti. Oğuz Kağan’ ın 6 oğlu vardı. Büyük oğulları (BOZ-OKLAR) : Gök Han Ay Han ve Yıldız Han; Küçük oğulları (ÜÇ-OKLAR) : Gün Han Dağ Han ve Deniz Han’ dır. Bunların da her birinin 4 oğlu olup hepsinin beyliğinde 24 boy teşekkül etmiştir. 1. Gök Han’ ın oğulları: Kayı Bayat Alka-evli ve Kara-evli 2. Ay Han’ ın oğulları: Yazır Döğer Dodurga ve Yaparlu 3. Yıldız Han’ ın oğulları: Avşar Kızık Beğdilli ve Karkın 4. Gün Han’ ın oğulları: Bayındır Peçene Çavundur (Çavuldur) ve Çepni 5. Dağ Han’ ın oğulları: Salur Eymür Yüreğir ve Alayuntlu 6. Deniz Han’ ın oğulları: Yiğdir Bügdüz Yıva ve Kınık Hakanın sağında Boz-oklar solunda ise Üç-oklar yer alırdı. Her boyun kendine has bir damgası ve bir kutsal kuşu vardı.

Afşarlar, Oğuzların BOZ-OK kolundan Yıldız Han’ ın büyük oğlu Afşar’ ın teşkil ettiği boydur. Afşar: “Çevik ve vahşi hayvan avına meraklı” anlamına geliyordu. Türk tarihinde Afşarlar, devamlı rol oynamış büyük bir Oğuz boyudur. Bu bakımdan hiçbir Oğuz boyu kendisi ile mukayese edilemez. Afşar’ ların damgası çapraz ok, ongunları (kutsal kuşları) tavşancıl denilen ve zamanını tavşan avlamakla geçiren bir kartal cinsi idi. Afşar’ ların şölenlerindeki yemekleri etin sağ umacası (sağ kalçası) idi. XI. Yüzyıldan evvel Afşar’lar, Seyhan nehrinin kuzey tarafında yaşıyorlardı. Bir kısmı yerleşik, büyük bir kısmı ise göçebe idi. Afşarlı’ larda deri ve dokuma sanatı Çinlilerdeki kadar gelişmiş idi. Afşar’ lar XI. Yüzyıldan sonra güneye kaydılar ve Sir-i Derya Oğuzları olarak tanındılar. Daha sonraları Afşarlı’ ları Batı Türkistan, İran, Suriye taraflarında görüyoruz. Bu arada Azerbaycan’a ve Anadolu’ya göçenlerin olduğu da hepimizin malumudur.
1980 genel nüfus sayımı bültenlerine göre Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde 55 yerleşim yerinin adı Avşar veya Afşar olarak geçmektedir. Bunların dışında özellikle Kayseri Pınarbaşı, Sarız, Tomarza ve Kozan yaylası bölgesinde yerleşim yeri adı Afşar olmayan çok sayıda Afşarlı yaşamaktadır.
***
Köyümüz, Gelendost Afşar’ larından ayrılıp gelenlerin yerleşmesi ile kurulmuştur. Gelendost Afşar’ ları hakkında Şemsettin Sami Bey’ in Kamus-u Alem’ inde (Cilt I, Sayfa 246, Baskı l889) şu kayıtlar vardır: “Konya vilayetinin Hamit Sancağına mülhak Şarkikaraağaç kazasında bir nahiyedir ki kazanın şimal-i şarkisinde, Hoyran Gölü’ nün sahil şarkisinde ve Yalvaç kazasının cenubunda vaki olup 17 köyden ibaret 1600 hane ve 7000 nüfusa sahiptir. Afşar’ ların hepsi İslam’ dır. Bu nahiyede lüle taşı madeni bulunur. Nahiye olan Afşar’ ın 170 hanesi ve 650 nüfusu vardır.
Buraya kadar vermiş olduğumuz bilgilerden sonrası büyük babalarımızın rivayetleri üzerine anlatılacaktır. Özellikle bu hususta rahmetlik babamın hazırlamış olduğu notlardan büyük oranda istifade edilmiştir.
Başta bizim dedemiz Derviş Bey olmak üzere Köse Bekirliler, Topal Ahmetliler, Gedeşliler, Çildiremezliler, Tamazlar, Küçük Mehmetler ve Sarı Bekirliler olmak üzere toplam 7 oba, kışın Akşehir ve Ilgın tarafında, yazları ise Sultandağı, Kapı dağı ve bazen de Menderes ve Gediz kenarlarına göç ederlerdi. Tahminen bu yerlerde çeyrek asır dolaştıktan sonra ve Derviş Bey’ in ölümü üzerine damadı Köse Bekirli’ nin başkanlığında Kumalar yaylası ve Gölcük civarında konakladıkları bilinmektedir. Hicri 1166 (Miladi 1782) senelerinde bölünen Afşarlıların birkaç hanesinin Aydın’ ın Söke, Denizli’ nin Acıbadem, Manisa’ nın Turgutlu mıntıkalarına yerleştiklerini biliyoruz.
Bir süre sonra Köse Bekir, oğlu Derviş’ e bir yere iskân etmelerini vasiyet eder. Derviş Bey de Bey köy hudutları içinde şimdiki Afşar’ ın (köyümüzün) bulunduğu yere iskan eder. Bu arada Kumalar yaylasına gidip gelmeyi de sürdürürler. Bugün, bizim köyümüzün güney-doğusu istikametinde yer alan Kumalar yaylasında ve Çöl ovasındaki Haydarlı Beldesi’ nin kuzeyinde, Afşarlı’ lara ait, taşla çevrilmiş, yazlık cami vardır. Caminin Cuma beratı Afşar namınadır. Yine Haydarlı beldesine Kumalar yaylasından geçen çayın adı da “Afşar Çayı” dır. Bu bahsettiğim yerleri bundan 37 yıl önce bizzat giderek gördüm.
Göçebe hayatından şu andaki köyün olduğu yerde yerleşik düzene geçen atalarımıza, dışarıdan da 13 hane katılmıştır. Bunlar: Güzel beyli aşiretinden 3 oba, Karaman aşiretinden 2 oba, Tırtarlar’ dan 2 oba, Işık dolu harabeliğinden 2 oba, Borlular 1 oba, Tacir oğulları 1 oba, İlegöllü dericiler 1 oba ve Kürt oğlu İsmail ailesi 1 obadır. Böylece köyümüzün toplam oba sayısı 20 olmuştur.
***
Bugün için Türkiye’ de adı Avşar ya da Afşar olan 54 yerleşim yeri bilinmektedir. Ancak Türkiye’ de Avşarların çoğu, adı Avşar olmayan (Kayseri, Pınarbaşı, Sarız, Tomarza, Kadirli, Kozan, vs..) bölgelerde meskundur.Köyümüz Avşar, Afyon ilinin Dinar ilçesine bağlı olup Dinar-Afyon karayolu üzerinde Dinar’ a 17 km, Afyon’ a 90 kilometre uzaklıktadır. Köyümüz 1966 yılında Afyon’ a bağlı köyler arasında örnek köy seçilmiştir. Köyümüzün nüfusu, bizim tespitlerimize göre, 1940 ta: 583, 1945 te: 633, 1955 te: 744, 1965 te: 838 olarak bilinmektedir. Bu tarihten itibaren, hem yurt dışına hem de diğer illere göç nedeniyle, nüfus giderek azalmıştır. Nüfus 1980 de: 671, 1990 da: 415 ve 1995 te: 329 a inmiştir. Şu anda köyümüzde 104 hane bulunmaktadır. Köy dışarısında Dinar’ da 100 hane, Antalya’ da 80 hane, Isparta’ da 43 hane, İzmir’de 40 hane, Almanya’da 50 hane ve Fransa’da 10 hane köylümüz bulunmaktadır. Köyde ve köy dışında bulunan köylülerimizin yaklaşık nüfusu 3000 civarındadır.
Köylülerimiz 3 yıldır Mart ayında yapılan ağaç bayramı ve Temmuz ayında yapılmakta olan vişne bayramları olmak üzere yılda en az iki defa geniş katılımlı olarak bir araya gelmektedirler. Bundan 30 yıl önce almış olduğu örnek köy unvanını yeniden almaya çalışmaktadır. Bu çalışmalarla örnek köy olmayı hak ettiğini de düşünmekteyiz. CANLI KAYNAK= Prof. Dr. Yusuf ERDOĞAN

BAŞARI
Köyümüze 1966 yılında Afyon’ a bağlı köyler arasında ÖRNEK KÖY unvanı verildi. 24.05.1998 tarihinde Hayrettin KARACA’ nın katılımıyla  Afşar’ da Tema Temsilciliği açıldı. 05.06.1998 Dünya Çevre Günü’ nde Afyon Valisi Ahmet ÖZYURT tarafından Muhtar Mehmet YILMAZ’ a ÇEVRE TEŞEKKÜR BELGESİ verildi. Yine Çevre Haftası etkinlikleri kapsamında köyün yeşilliğe verdiği önem üzerine, 05.06.2010′ da Afyonkarahisar Valisi Haluk İMGA tarafından Muhtar Nazım AYGÜNDÜZ’ e ÇEVRE ÖDÜL’ ü vermiştir. 2. ödül köyümüzde düzenlenen törenle takdim edilmiştir.

KÜLTÜR

Köyde klasik afşar kültürü hakimdir.Düğünler cenazeler bayramlar Türkmen boylarıyla etkileşim içinde olduğundan büyük benzerlikler taşımaktadır. Yemeklerden Topalak çıngıllı çorba mercimekli pilav geleneksel yemeklerdir. Tatlı olarak peleze (su muhallebisi) ayrıca yemişli (incir dondurması) yiyenlerin unutamadığı bir lezzettir. Yolunuz Afşar’ a düşerse siz siz olun bu lezzeti tatmadan geçmeyin. İklim; Köyün iklimi karasal iklimi etki alanı içerisindedir. Ekonomi; Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Özellikle vişne yetiştiriciliği köy ekonomisi için önemli bir yere sahiptir. Son yıllarda süt üretiminde önemli artışlar gözlenmektedir. Ayrıca Köylüler köyün yanından geçen asfalt kenarına organik köy pazarı kurma çalışmalarını sürdürmektedir. Bu sayede kendi ürünlerini aracısız alıcıya ulaştırma imkânı bulacaklardır.

MUHTARLIK

Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:1963=Kazım Çoban, 1968=kazım çoban,1970=Mahmut yıldırım, 1972=Ramazan Toker, 1971=kazım çoban,1973=Salih Arıkan,1977=Mevlüt Şahin, Ali Yılmaz, 1984=Ahmet Kılınç,1989=Mevlüt Aygündüz,1994=Mehmet Yılmaz, 1999= Nazım Aygündüz, 2004=Nazım Aygündüz, 2009=Nazım Aygündüz yeniden seçilmiştir.
Genel Bilgiler;Köyde ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır. PTT şubesi ve PTT acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

AVŞAR KÖYÜ YER ADLARI
Köyün hemen üstündeki tepe KEKİK Yaylası, karşısında Ardıç altı, Aşağı Harman yeri, Yukarı Harman yeri, DÜLDÜL ÇEŞMESİ Mevki ve çeşmesi, Gartı tarafında İlan(Yılan)yazı mevki, Ağa çeşmesi, Dibek mevki ve Çeşmesi, Ala ceviz mevki, Döşeme mevki ve Çeşmesi, Kat sekizi mevki, Işık dolu mevki ve çeşmesi, Yassı yer mevki, Kervan yolu mevki, Yayalık mevki, Garga ini, Bece mevki, Bülek mevki, Körpınar mevki, Öte yüz mevki, Belik mevki, Hamza gediği, Eşek batan mevki, Akseki mevki, Kazanlıdere mevki, yayla mevki, Deve kayası, Körkuyu, Kirazlı, Akalan, Guba tepe, Kör çeşme, Çildir mevki, Arı taşı mevki, Kumral mevki, Armut yakası, Veli Baba Gediği, Karacanlı mevki,  Arnavut ini mevki, A’ÇEŞME, Kara Balçık Çeşmesi, Yenisu Mevki, Kızıl dere mevki ve Çeşmesi, Şidit Mevki, Harman yüzü mevki, Yayla Mevki.
Kitaplara giren köy olmuştur.

Afşar köylüleri ağaç bayramında ağaç dikerlerken;

Örnek Köy AFŞAR Bu Köy Yeşile Doymuyor
Afşar köyü halkı yıllardır büyük bir özveri ve inançla köylerinin çevresini, dağını tepesini yeşillendirmek için bir araya geliyorlar. Genci ihtiyarı ağaç diken Afşar köylüleri Türkiye’ nin her köşesinden Afşar’ lı Profesör-Doktoru, Memuru, Müdürü, Esnafı-Sanatkârı, İşçisi-İşsizi biranda Afşar’ da toplanıyor. Bini aşkın köylüsü ve katılan misafiriyle, birlikte tırmanıyor tepelere, kimi kazma, kimi kürek sallıyor, kimi belliyor toprağı ve kavuşturuyorlar ağaç fidelerini toprağa.
Yorulmak bilmiyorlar, Ahmet’i Mehmet’i, Ayşe’si, Fatması 7 den 70 e deyimiyle, sırtında üç aylık yanında 2 yaşında kızlarıyla Güllü anne, bir ayağı kesik koltuk değneğiyle Hüseyin dede,80 lik nineler dedeler hepsinin kalbinde Yeşil sevgisi, Yeşil aşkı var.
Hani bir şarkı var ‘Bir köy var orada, O köy bizim köyümüzdür diye başlar. Bazen düşünüyorum, her köy bizim köyümüzdür, her kent bizim kentimizdir. O zaman bu köydeki yeşil sevgisinin biraz olsun diğer köylerimize, kentlerimize de bu yeşil hastalığından bulaşsa ne iyi olur.
Yıllardır Afşar köyünün toprağa verdiği fidan sayısı 263 bini buldu. 50 binde meşe palamudunu buluşturdular toprağa, Yeşile doymayan bu Afşar köyünün bir özelliğide Türkiye’de kurulu 3 köyden birini de onlar kurdu köylerinde Afşar TEMA Teşkilatı hemde telefonuyla, faksıyla odasıyla faaliyet gösteriyor. Bu köyün bıraktığı İz’ i siz düşünün artık.

AFŞAR YATIRLARI MEZARLARI

KÖYÜN 3 YATIR MEZARI KORUNUYOR (Kaynak BAK:Camilerimiz kitabım)

1- Deli Hasan Yatırı
Afşar köyümüzde bulunan 2 Hasan Dede yatırından birisi köy odası yanındaki Hasan Dede Yatırı diğeri Caminin aşağısından harman yerine ve meşe ormanlığına giden yolun sellik köprüsünün yanındaki aynı adı taşıyan Deli Hasan dede yatırıdır.
Çok yıllar önce her iki mezarın mezarları belliymiş yağış ve sel yüzünden mezarlar kaybolmaya başlayınca Arif Sağlam önderliğinde köylü yatırın yattığı yeri geniş tutarak dört duvar çevirip içine toprak doldurmuşlar. 3.Yatır dağda kavakta meşelikte bir yatır daha varmış bu yatırın yerini yeni nesil bilmiyor. Osman Dede (Osman Sarıkaya–1925) ‘Ben çok eskiden dağa çıktığımda taşlarla çevrili mezar duruyordu ama şimdi ne durumdadır bilemem’ diyor. Köyden sorduğum birkaç kışı ise yerini bilmediklerini söylediler bu yatırın çok ulu bir kişi olduğu söylentilere göre Hasan Dedelerin bile onu ziyarete gittikleri anlatılıyor. Deli Hasan Dede dağdaki kavak mevkiinde meşelikteki dedeyi her perşembe gececi yani cuma akşamı ziyaret etmeye gidermiş her geçişte uç taraftaki evde duran Zeynep kadın ‘Nereye dede?’ diye sorarmış. Dede Git işine sana ne sen işine bak’ diye tersler geçermiş. Kadın onun arkasından mızırdanırmış. ‘Mıdırlanmak arkasından kısık sesle konuşmak’ bu ziyaret her perşembe devam edermiş. Bir perşembe dede yine ziyarete giderken Zeynep Kadın yine önüne geçmiş’ Her seferinde soruyorum Gine soruyorum bak dede nereye gidiyorsun? Ne yapıyon dağda? Odun getirsen hadi oduna gidiyon derim, ama elin boş dönü yon bir cevap ver bakalım.’ diye ısrar etmiş. Deli Hasan dede ‘ Gözün kör ola elinden tutan olmasın. Dizlerin daş olsun. Ne ikide bir önüme çıkıyor sun?’demiş ve yoluna devam etmiş. Zeynep kadın birden orada yığılmış kalmış. Ah uh çekerek ‘İmdat Yetişin’ diye bağırmış. İçeride yatsı namazını kılıp dua eden kocası dışardan bağırmaları duyunca koşup dışarı çıkmış ‘ Nerede bu kadın, ses de onun sesi’ diye dışarıda bakınırken yolun kenarında karısının çırpındığını görmüş. ‘Ne oldu garı? Bu ne hal?’ diye kaldırmak istemiş kaldıramamış. Komşularını çağırıp birlikte eve taşımışlar. Zeynep kadın ‘Beni deli Hasan yaptı, bir de dede dersiniz, ha sordum nereye gidiyon diye’ağlamaya başlamış. Kocası ‘Sen Hasan dedenin deli olduğunu bilmiyonmu? Niye bulaştın ona’ diye kızmış. Bu sülaleye bu yüzden Topallar (Topuzlar) lakabı takılmış.

DELİ HASAN DEDE’NİN HACI MOLLA AHMET’E KIZGINLIĞI
Canlı kaynağım Osman Sarıkaya”Deli Hasan dedenin hemen yakınında oturan Hacı Molla Ahmet gilin evi vardı. Evinin yanındaki harıma soğan ekmiş. Hasan Dede yattığı yerden kalkıp her zamanki gibi yukarı dağdaki dedeyi ziyarete gidecekmiş ki soğan kokusundan çok rahatsız olmuş Hacı mollanın yattığı odada başucunda durmuş döşüne bir dürtmüş, Hacı molla uyku sersemliği ile korkarak ‘Ne oluyor? Kim o?’ demiş. Hasan Dede’ Gak uyan senin yüzünden abdestim gaçtı. Pis kokulara bulandım. Bu soğanı buradan kaldır yoksa ağzının tadını bozarım. Hayatın acı olur.’ demiş Uyku sersemliği ile mızırdanarak geri yatmış. Ertesi gün gece molla Ahmet uykusundan yine uyandırılmış. Başucunda Hasan dede ‘ Sana kaç defa dedim bu acı soğanı kaldır yoksa ağzının tadını bozarım, hayatını acı ederim dedim cezanı çek’ demiş. Hacı molla Ahmet’in 1319 doğumlu Ümmet adında civan gibi bir oğlu varmış, Ümmet’e bir dokanmış, Hacı Molla oğlunun feryadıyla kendine gelmiş, Oğlum ne oldu sana. Neyin var?’ diye oğluna sarılmış. Oğlu iki büklüm olmuş, sırtı kamburlaşmış. Dedeye isyan etmiş ‘Ne ettin dede oğluma yapacağına bana yapaydın, dediğini yaptın ağzımın tadını bozdun.’ diye ağlamaya başlamış, Sabahleyin erkenden harımdaki soğanları kaldırmış. Aradan bir zaman geçmiş Hacı Molla harım bomboş kaldı diye marul tere ekmiş harıma bu sefer (Harım: evin önündeki bahçe, Molla Ahmet bahçeye sahip çıkınca Hasan dedenin mezarını da bahçeye dâhil etmiş o zamanlar.) Tere marul yeşerip çıkınca Hasan Dede yine hacı mollanın başucunda belirmiş.’Sana kaç defa dedim benim yattığım yere bir şey ekme temiz tut beni rahatsız etme dedim. Ağzının tadını bozdum oğlun cezasını çekti sana son uyarım.’ demiş ve kaybolmuş. Hacı Molla Ahmet ‘Soğan kokuyor dedin acık olgunlaşsaydı galdırecekdım. Marulun ne kokusu var? Anlamadım’ demiş birkaç gün sonra oğlu felç geçirmiş ölmüş. Hacı molla da ardından üzüntüden mi nedendir bilen yok. gomşular onunda ölüsünü buldular. Deli lakabı bu dedeye neden konmuş diye sorduğum Osman Dede bilmediğini bileninde olmadığını söyledi.
****
KÖY ODASI YANINDAKİ HANELİ HASAN DEDE YATIRI MEZARI
Avşar köyümüzdeki bu yatıra Haneli lakabının zamanıyla köy odasının bulunduğu yerde büyük bir hane yani konak gibi ev varmış. Bu hane Hasan Dedeninmiş. Ölmeden köye bağışladığı için Haneli Hasan dede adını köylü takmış.
Köyden bir gurup hacı adayı Hac’ca gidecekmiş. Hacı oğlu Mehmet’in babası Hacı Ali’ye bu gurup varmış,’ Biz hac’ca gideceğiz. Seni de götürmek istiyoruz, bize kılavuzluk edersin Ali dayı diye davet etmişler. Hacı Ali benim evim yalnız kime bırakayım evi damı hayvanlara kim bakar?’ diye cevap vermiş. Topluluk ‘ Biz Hasan dede’ye söyledik o bakacak meraklanma’ demişler. Hacı Ali” Yahu Hasan dede yatan adam nasıl bakacak? Demiş. Onlar ‘ Sen hazır ol, biz yassı namazında konuştuk bize o söyledi, Hacı Ali’yi yanınıza alın, ben bakarım onun evine damına ‘dedi. Alı dayı hazırlanıp onlarla hac’ca gitmiş.
Kabede oturuyorlarmış. Etrafına bakınıp duran Ali dayıya sormuşlar;’ Ne etrafına bakmıyorsun Ali dayı’ Yahu canım bir pekmezli un helvası istedi. Biran kokusunu aldım da yanımda Varmı diye baktım’ demiş. Arkadaşları gülüvermişler.
Bu arada memleketteki Avşar köyünde Hasan Dede Hacı Ali’nin evi ile ilgileniyormuş. Ali’nin hanımına ‘Bacı bir tas bekmez helvası yapıver’ demiş. Kadın helvayı hazırlayıp tasla vermiş. Hasan dede ‘Üstüne kapağını örtüver şimdi işim var biraz sonra yerim aşağı konuk odasına koyuver’ demiş. Kadın denileni yapmış.
Kabede Hacı Ali zikir edip dua ederken yan tarafta Hasan dede elinde tas ile belirlenmiş. ‘Ali ağa helvanı getirdim. Buyur ‘ deyip tası yanına koyup kapağını almış ve ortadan birden kaybolmuş. Tastaki sıcacık helvanın kokusu etrafa yayılmaya başlamış. Ali ağa tası alıp arkadaşlarının yanına gitmiş.’ Hadin bakalım soğumadan helvayı yiyelim.’ demiş. Arkadaşları bakmışlar ki hakikaten bekmez helvası hemde köylerinde yapılanın aynısı ve üstelik tasda bizim, bizim köyün taslarından sormuşlar ‘Hacı Ali bu helvayı nereden buldun? Kime sipariş verdin’ demişler. Ali Dayı ‘Üzümünü yeyin bağını sormayın diye cevap vermiş.
Hac görevi bitip köye dönen kafile hacıları karşılamaya toplanmışlar. Herkes hacıların elini öpüp hoş geldiniz derken Hacı Ali elini öpmek isteyenlere karşıdaki Hasan dedeyi gösterip ‘ Biz Hacımıyız ki; siz Hasan Dedenin elini öpün esas hacı o’ demiş.
*****
HASAN DEDE’NİN VASİYET HİKÂYESİ

Hasan Dede’nin vasiyet hikâyesi ağızdan ağza gelen söylentileri Avşar köyünde ki Osman Dede(Sarıkaya) şöyle anlattı;’Hasan Dede sağlığında köyümüzde çok sevilen sayılan bir kişiymiş. Saray gibi konağında tek başına yaşar köye gelenleri o misafir eder ağırlarmış. Yoksula düşküne yardım yapan bu muhterem zat bir gün rahatsızlanmış. Hasan dede artık öleceğini hissetmiş. Köyün ileri gelenlerini çağırmış ve onlara ‘Ben yakında öleceğim. Benim mezarımı avluya kazın konakta size emanet burayı köy konağı (Köy odası) olarak’ kullanın Tek isteğim misafir ettiğiniz kimselerin at katır gibi hayvanlarını odaya koymasınlar, mezarımdan da uzak bir yere bağlasınlar. Konağı ve etrafı temiz tutun. Köylü Hasan dedeyi birkaç gün içinde kaybetmiş. Konağın önündeki avluya mezar kazarak toprağa vermişler. Hanesi’ni de köy odası olarak hizmete açmışlar Gelen misafirleri köy odasında ağırlamaya başlamışlar. Tabi ki Hasan dedenin vasiyeti üzerine her misafire hayvanını bağlayacağı yeri gösterip sakın içeri odaya alma, mezarın yanına sakın bağlama demişler. Bir gün Başağaçlı yumurtacı Mehmet amca vardı. Katırıyla köye gelir köyden yumurta toplayıp şehre satmaya götürürdü. Köye geldiği zaman Hasan dedenin öldüğünü duymuş çok üzülmüştü Ben şimdi nerede kalacağım? Diye sormuş. Muhtarımız onun evini gösterip ‘işte Hasan dedenin konağı köy konağı oldu burada kalacaksın ancak katırını şuraya bağla sakın içeri alma’ diye ona Kalacağı yeri göstermiş. Mehmet amca katırını avluya bağlamış. Yükünü alıp odasına istirahata çekilmiş. Gece yarısını geçerken katırın sesini duymuş kendi kendine ‘Yahu katır huysuzlaşıyor, boşanıp kaçarsa sabah nerede bulurum. Herkes elini ayağını çekti kim görecek şunu içeri alayım sabah erken ortalığı temizler giderim.’ demiş ve katırı içen alıp yatmış. Sabaha karşı yumurtacı Mehmet amca bir gürültü bir patırtı ile fırlayıp kalkmış. Bakmış ki katırı bir taraftan kişniyor, bir taraf dan da veriyor çitmeyi sağa sola. Zorla katırı ipinden yakalayıp dışarı güçlükle çıkarmış. Ortalığı temizlemiş. Yükünü sarmış katırına muhtarın evine doğru yürürken katıra çekişiyormuş. ‘Be katır, katır gibi uslu, uslu yatsaydın sana acıdık üşümesin diye içeri aldık. Yaptığın şu zarara bak demiş.’ kapıyı açan muhtara ‘Muhtar hiç sorma bir hata ettim. Hasan dedenin vasiyetine kulak asmadım. Şu parayı al odaya verdiğim zararı yaptır, yetmezse gelecek sefer köye geldiğimde üstünü öderim.’ diyerek köyden uzaklaşmıştır.

YATIRDAKILERIN SAVAŞA KATILMA HİKÂYESİ
Bu hikâyede dilden dile gelen bir söyleşidir. Osman dede bunları köydeki eski ihtiyarlardan dinlemiş.’ Bende oğullarıma torunlarıma anlatıyorum. Belki onlarda unutmazlarda gelecek nesillere anlatırlar’ diyerek anlatmaya başladı.’Savaşta cephede çarpışan gazilerimizden köyde anlattıkları savaş anılarında beyaz elbiseli başlarında sarıklarıyla düşmanlarla çarpışan bu kişilerin kahramanlıklarını anlatıyorlarmış. Yakaladığımız bir esir şaşkınlıkla bize ‘sizdeki çarpışan o, 5–6 atlı nasıl bir insandı? Nasıl bir askerdi ki attığımız kurşunlar işlemiyordu, süngüler tesir etmiyordu. Bir türlü ölmüyorlardı.’ diye bizim gaziye sormuşlar. Gazi dede onlardan Hasan dedeyi tanımış.’ Onlar bizim köyün ölmeyen kahramanları. Ulu kişiler demiş. Gazi dede bu savaşanların ikisinin Hasan dedeler olduğunu diğerlerinin Kavaktaki dede, Dombayın üstündeki dede. Menteşteki, Ballıktaki, Cumhuriyet ve Akça köydeki dedeler olduğunu köyde harman kaldırırken yanından geçen komşu yabayla sağa sola sanki buğday sapı atar gibi fırlatıyormuş. Şaşkınlıkla yabanın ucundan kan damladığını görmüş. Yanına yaklaşarak Hasan Dede ne yapıyorsun hayrola? diye sormuş. Hasan Dede ‘Uzak dur görmüyonmu düşmanla savaşıyoruz’ demiş.
İşte dedelerimizin savaşa katıldıkları halde kendilerinin köyde olduğunu gören bunu anlatan köylümüz yıllarca bu olayı anlatmıştır. Avşar köyü eşrafından 1341 (1925-2009) doğumlu Osman Sarıkaya ile evinde yaptığım söyleşilerden Avşar yatırları, Köyün kuruluşu ve ilk yerleşen aileler, köy düğünündeki semah geceleri konulu görüşme 1 Mayıs 2005 günü yapılmış ve anlatım ifadeleri değiştirilmeden okurlara (Dinar Camileri ve yatırları) kitabımda aktarılmıştır.

AFŞAR KÖYÜ DÜĞÜNÜ
Afşar köyümüzde de düğünlerin nasıl yapıldığına şöyle bir göz atıp köyde bir düğün gezisine katılalım isterdim ama ne yazık ki bu anlatacağım gelenekler yıllar öncesine ait olduğu için her köyümüzde olduğu gibi Afşar köyümüzde de bazı adetler gelenekler görenekler yok olmuş ve giderek yok olmaktadır. Bakın Afşar köyünde bir semah gecesini canlı kaynaklarım bana nasıl anlatmışlardı. Canlı kaynağım bana düğünlerde oynanan oyunlarla gençlere nasihat verildiğini söylemiştir. Konuşurken söylediği sözleri değiştirmedim Örneğin goca,gomşu,gız,garar gibi sözlerindeki K yerine kullanılan g harfi,ısıcah kelimesinin sıcak anlamına geldiğini,ehmeh’in Ekmek olduğu gibi.
SEMAH EĞLENCELERİ
Avşar Köyünde yapılan düğünlerde 60 yıl önceleri Cuma, Cumartesi ve Pazar günü olmak üzere 3 gün düğün sürerdi. Düğünün her üç gününde ay¬rı ayrı bir özelliği vardı. Bunlardan biride Cumartesi oğlan evinde veri¬len akşam yemeğinden sonra yapılan semah eğlenceleri ‘nin yapılmasıydı…
Kız evinde yapılan kına gecesine damat tarafından katılan bayanlarla yapılırken oğlan evinde yapılan semah eğlencesinde çe¬şitli oyunlar sergilenirdi. 1341 doğumlu Osman (SARIKAYA)Dede 60–70 yıl önce yapılan bir düğün eğlencesini şöyle anlatmıştır.(Osman Dede 2009 da vefat etmiştir)
CİNGEN OYUNU
Çingene oyunu;”Bu Çingen oyununu Hasan amcanın düğününde Bekir onbaşı lakaplı biri vardı. Bu oyunu o iyi oynardı. Bende ondan öğrendim. Bekir onbaşı kıyafetini de¬ğiştirir eline mavzeri alır eşeğe biner oğlan evine gelirdi. Evin önünde iki ayrı yere kıl çadırlar kurulmuş içinde 3 kız 3 erkek oturur, bir erkek ile bir kadın ayrı ayrı bu çadırları gorurlar(korurlar).1329 doğumlu Halil İbrahim YILMAZ gilin düğünün de yapılan bu eğlencede çadırdaki Çingen garısı (karısı)diğer çadıra bağırıyor.’
—Hayırlı bi iş için geldik gızınız’a talibiz. Bi yol verde içeri girelim abee süslü garı’.Diğeri’
—Abee kuzum neyine güveni yonda benden yol isteyip gız(kız) istiyorsun? Cılbak bacaklı kocana bak. Benim adama bak. Gomşu(Komşu)dan gitti bi tutam yün aldı geldi,kirman bulup eğiremedik.Şiş bulup öre¬medik çorabı,senin nen (neyin) varda gız isti yon benden?’
—Benim neem(neyim) yok ki, Delik koca gazan bende, Kör eşeğim var. Dipçiği kırık tüfek bende. Senin nen var? Da bana gız vermeyosun?
Yusuf ÖZARSLAN’ı gızın babası çadırın önüne bekçi koydu. Tüfeği eline alıp eşeğine biner.’Ben ava gidiyom goca bıyıklı biri eve yaklaşırsa bana habar uçur ‘deyip eşeğiyle uzaklaşıyor. O zamanlar köyde Kürt Abdullah vardı. Oğlunu göndermiş avcıya haber uçurmuş ‘Goca bıyıklı adam geldi yetiş. Kürt Abdullah ‘Böyle düğün olur mu yahu? Ben köyden gidiyom.’ Deyip uzaklaşır. Kızlar içerden sırt¬larına galburları(Kalbur) asmışlar çıkıyorlar çadırdan dışarıya. Öteki çadırdan kadın bağırıyor
—Ula bi karar vermedin mi gızını vermeye?” Diğeri’
—Veremedim gararımı. Diyor; Oğlan ‘
—Bırak baba vermezse vermesin ben onun gızını gumluderede saten hallettim, boş ver.
—Tuuu senin iki yüzüne ne zaman halletmişsin? Senin ağzını yırtarım. Töbe tövbeler olsun. Hadi gızanlar terk edelim bu obayı her şeyimizi ortaya çıkaracaklar.’Deyip çadırları söküp eşeği ile yola düşüyorlar.
Osman dede konuşmasını ara sıra mola vererek dinlenip anla¬tıyor.’Birde bir düğünde Abbas diye bir eğlence ustası vardı. Baki OZTÜRK’ÜN oğlu Yaşar’ın düğününde köylüler Baki’ye’-Sen zenginsin oğlunun düğünü semahsız olmaz. Bi semah yapda yiyip içelim ve eğlenelim.’Diye ısrar etmişler. Baki köylüsünü kıramadı semah yapmayı kabullendi. Ballıkta teneke’nin Abbas diye biri vardı? Çok muzip bir adamdı. Baki onu çağırdı. Abbas’a;- Bizim oğlanın düğünde semah yapacağım eğlencesi sana ait ne edersen et.’ diyerek görevi ona vermiş. O da’-Beki ağa ama bana bir adam bulun ne ya¬parsam ne söylersem gülmesin ciddi biri olsun bu eğlencede onu çıkara¬cağım beni iyiceme tanıdılar bir değişiklik olsun.’Demiş…
Baki ağa beni çağırdı ‘Osman Abbas’la işbirliği yap semahta görevli¬sin yüzümü gara çıkarma.’Dedi… Osman SARIKAYA tığ gibi delikanlı mert ve ciddi biriymiş o yıllarda, Abbas’ın yanına gitmiş.’Buyur ağa dedim.’-Abbas başladı beni sınamaya’ -Ula benim baba senin ananı görmedi seninki de benim anamı görmemiştir, nerden ağan oluyom ben senin? Söyle bakalım şu sorularıma bi cevap ver diye bana üç defa komik ve kızılacak şeyler söyledi. Bende adam gibi cevap verdim. Ne gızdım ne güldüm. Abbas uğraşivedi uğraşıverdi benim ciddiyetimi görünce ‘Tamam tam aradığım gibi biri.’Deyip beraberce bir odaya girdik. Bana yaptı¬ğı makyaj ve giydirdiği kıyafetle aynaya bakınca ben bile kendimi tanıyamadım. Odadan motredamın gam buru gibi sırtı kambur azı çarpmış elinde bir sopayı asa gibi kullanan topallayan biri ortada dolaşmaya başlamış.” Osman dede anlatmaya devam ediyor.
‘Misafir odası on deneydi(,10 adet).Ben odalara girip gelen misa¬firlere şakalar yapıp çıkıyor fazla eğlenmiyordum. Amacım, beni hazırlayan ustam Abbas’ı bulmaktı. En sonunda onu ihtiyarların oturduğu bir odada buldum. İçeri girince bir iki kişiye küçük şakalar yapıp Abbasın başına dikeldim. O beni tanıyordu ama açık vermek istemiyordu. Başladım ona sorular sormaya, her yanlış cevapta sopayla eziyet ediyordum. Elimde sarılı olan beze saklı iğneyi veya ayakkabımın topuğundaki gizli mıhı dürtüp başladım eziyet etmeye. Diğerleri soruyor bana kimsin sen? Nerden geldin? Bende; Horasanlıyım. Geçiyordum düğün varmış biraz kalıp öyle gideyim dedim. Bu Abbas benim eski ahbabım. Bakın beni tanıdığı hâlda bi açık veriyomu? Diyerek başladım sorular sorup eziyet etmeye. En sonunda dayanamadı ‘-Ulen kendi kazdığım çukura kendim düştüm ya Allah ‘deyip kapıdan fırlayıp dışarı gaçtı. Ben böyle oda oda geziyordum. Odadan içeri girmedi ben içerdekilerin kim ol¬duğunu öğreniyordum. Ona göre kendimi hazırlıyordum. Son odaya girmeden içerde hep ihtiyarların oturup sohbet ettiklerim öğrendim. içeri girince hepsi aval aval bana bakmaya başladılar. Ocak başında ateşin garşısında oturan İsmail dayım uyukluyordu. Hepsi içlerinden dua ediyordu.’-Bu kimse bana dokunmasa bari diye. Ben İsmail dayıma yaklaşıp tepesine dikildim. Zopayla bir dürttüm ve bağırdım.’Ey bire gafil tembel tembel ne uyuyorsun? Bu sohbetten uzak olanın canını alırım ben.’Dedim…
İsmail dayım gözünü açtı beni garşısında görünce başladı kekelemeye “Bis..Bis..’ diyor bir türlü Bismillahirrahmanirahim diyemiyordu. Karşısında geçi kılından yapılmış sakallı, beyaz postlu sarığı, cübbeli kambur acayip bir adam görünce hala “ Bis,bis ‘diye kekelemeye devam ediyordu.Odanın içinde Hüseyin YIMAZ,Mustafa YÜKSEL,Süleyman ÖZKAN ocak başında korkan dayıma bağırıyorlar ‘Korkma İsmail dede korkma bu bizim Osman eğlence yapıyo, korkma ‘diye bağırıyorlardı.Ama İsmail dayım hiç duymuyordu sanki hala ‘Bis..bis…diye kekelemeye devam ediyordu. Süleyman hoca -Ulen yeter artık adamın ödünü kopardın şimdi altına yapacak çık dışarı git.’diye beni dışarı çıkardı. Dışardan hala sesler geliyordu onu teskin etmek için uğraşıyorlardı. Dışardan karşıda odaya yaklaşan yağcı amat (Ahmet) dayı(Rahmetli Ahmet ÇETİNKAYA) ,düğüne gelen mi¬safirlerden ona düşenleri evine yatırıp kendisi odaya geliyormuş, beni karşısında görünce ne yapacağını şaşırdı “Selemengavren mirrabbirrahim. Bismillah, diye bağırarak koşa koşa evine girdi. Ben arkasından ‘Dur gaçma bekle.’ diye bağırdım ama dururmu hiç. İçeri girince odanın ışıkları söndü. Bağırıyordu, sesi dışarlara geliyordu.’Aşaaa(eşi Ayşe’ ye) yakma lambayı sus. Bismillah de. Ayşe;
—Ne oldu herif bu ne hal? Diye bağırıyordu.
—Sus Ulen sus köyü evliyalar mı ecinniler mi ne bastıysa ortada birileri dolaşıyo.
—Delirme herif ne oldu niye korktun?
—Sus giz sus acayip birisi geziyo köyde ben önce Hasan dede sandım ama değil bu meymenetsizin biri. Arkamdan seslendi korttum ses çıkarma, diyordu. Köyde 3–4 dede mezarı vardır. Biz bunları yatır olarak ermiş kişiler olarak bilir hikâyelerini dinleriz. Deli Hasan dede yatırından da o zamanlar çok kişi korkardı. İşte bu geceki olaylara ertesi sabah düğünde herkes birbirine anlatıp katılasıya gülüyorlardı.
TAHİR YÜKSEL’ gilin düğün eğlencesi:
Osman Dede 68 yıl önceki yapılan düğün adetlerinden birini daha anlatmaya başladı.”-Tahir YÜKSEL’ gilin düğününde Hasan hoca diye biri vardı. Pek hocalıkla ilgisi yoktu ama hocayım diye geçiniyordu. Bizde senden hocamı olur diye kızdırırdık. Birde kara bağlı Abdullah ERDOGAN vardı. Eğlenceyi onlar yapıyordu. Abdullah at arabasını koşmuş eğlencenin yapıldığı düğün evinin önüne getirmişti. Arabanın içinde bir hasta yatıyor, garnı küt gibi şiş hasta rolündeki Hasan hoca yatmış -ah oh-diye bağırıyor, başındaki doktoru Abdullah elindeki tara ve değnek -Vah vah ne ol¬du sana neyin vaa? ‘diye değnekle karnına vuruyor. Karnındaki tahdadan’Tak tak- ses çıkıyor, Dr.
—Amanın senin garnın daş olmuş ne haltlar işledinde böyle oldu? Seni bi muayene edeyim,’der.( Dr. rolündeki Abdullah’ın oğlu yıllar sonra hakikaten Dr olmuştur. Bu gün Erzurum üniversitesindeki Dr. Yusuf ERDOGAN’DIR) Hasta başındaki Dr. Abdullah efendi eline ateş maşasını, tağrayı alıp maşa ile karnına vurmuş.”Tak tak” sesi duyulur…
—Tamam, ameliyat gerekiyor önce keselim, deyip,
-‘Bu adam çok yemiş çok içmiş karnı kütük gibi, ne yedin söyle bakalım? Demiş… Hasta,
—Bu sabah çok yemedim, bi bidon su içtim. Susuzluğum geçmeyicince bi bidonda sirke içtim. Bi köfte marul ile on gadar (10 tane) yumurta yedim başka bişe yemedim ki…’ diye bağırmaya başlamış. Dr.
—Sus daha önce ne yedi din? Hasta,
— Düğün evinde bacılar ehmek ediyomuş. Iscah ıscah ye diye ısrar ettiler. 9 dene otlu gatmer ve 8 denede haşhaşlı kete yedim. Tabiî ki yanında bi tencere yoğurt da vardı. Ama doymamıştım ki…
—Be adam doyarmısın tabi Allah sana dombay şifası versin. Körmün yemeden önce Besmele çekeydin. Diye cevap veren doktor.
-Seni bu vaziyette amaliyat (Ameliyat) etmek gerekir.Aşırı yemişsin içinden birazını geri alayım.Diyerek elindeki tağrayı karnına vurmuştur..Karnındaki su dolu desti kırılınca fooşş su akmaya başlamış,maşa ile desti kırıklarına alıp atarken..
—Vah vah bu kadar yi¬yip içersen elbette garnın daş (taş)olur şuna bak, hangi garibin hakkını yedin? Hangi öksüzün bunlar söyle. Götürün bunu evine yatırın bi daha hak yemezsin demiş. Bu gösteride genç kuşaklara hak ve hukukun yenilmeyeceğini öksüz ve kul hakkı hakkında nasihat veriliyordu. Hasta rolünü oynayan başına ne geleceğini de kesin olarak bilmiyordu.
Osman dede; Bizim zamanımızda kız beğenme kız isteme anaya babaya düşerdi. Benim hanımı anam ve babam beğenip gidip istediler. Bana sormadılar bile. Ben ovaya giddidim. O gün geç geldim. Hayvanları ahıra goydum. Baktım ki evde kimseler yok bende köy odasına gittim. Eve yatmaya gittiğimde anam odama geldi seni baş göz ettik bu gün kız istedik harman sonu düğününü yapacaz dedi. Evleneceğimi o zaman öğrendim. Anam babam benim kini(karısını) beğenmişler o gün dünürcülük işini yapmışlar.
—Peki Osman dayı bu evlenme işini bana detaylı anlatırmısın? Diye sordum.
Osman dede ”Dediğim gibi kız beğenme ana baba ile olur. Onlar garar verirler ve gidip isterler. Gitmeden kız evine haber verirler akşama hayırlı bir iş için oturmaya gelineceği söylenir. Aile büyükleri toplaşırlar oturmaya giderler.Çaylar içilir sohbetler yapılır gızı kim isteyecekse Allahın emriyle diye başlayıp gızı ister.Aile verimliyse söz alınır bazen naz yapalım derler.Derler ya gızevi naz evi diye bu söz buradan gelir işte.Söz alınınca ne zaman nişan düğün yapılacağına esvap oku alınma günü tespit edilir.Nişan için köyde bu işi yapan bir çığırgan vardı.adını hatırlayamadım onlar garı koca bu işi yapar beş on kuruş alırlardı.Oku işini onlar yapardı.Garısı köy içinde okuyu dağıtır,gocası da köy dışındaki çağrılacak kişilere okuyu götürüp işte örneğin Osman dedenin oğlunun ve filancının gızının düğünü var buyuracaksınız diye havluyu dağıtırdılar.
Dinara gider esvap görme işini halledersin. Tanıdığın manifaturacıdan giysileri Ispartalılardan ayakkabı terliği alırdık. Ispartalılar biraz ucuza ve harman sonu ödemeyle verdikleri için tercih edilirdi. Çalgı tutulur. Çalgı bir davul bir zurnadır. İyi para verirsen 2 davulcu iki de zurnacı gelir birlikte çalarlar. Biri köy içinde kına dağıtırken biride evin önünde çalıp misafir karşılar.(söze girip kına dağıtımını sordum)Kına günü karılan kınayı kapı kapı çalgıyla dolaşıp dağıtılır ve akşam gına yakmaya davet edilirdi.Gız evi önünde toplanan köylü eğlencelerle geline gınayı yakardı.Cuma günü başlayan düğün üç gün sürerdi.Yemek zamanı misafirlerin garınları doyurulur.O zamanlarda eğlencelerde silahlar atılırdı.Jandarma önlemeye çalışır ama yinede atılırdı.Pazar günü damat sadıcı damadı hazırlar giydirip kuşatır kapı önünde ceket giyme merasimi yapılır.Herkes takısını o zaman takardı damada.Gelin alınmak için köyün en güzel yörüyen atı süslenmiş gelin arabası gibi kapı önünde beklerdi.Öğle sonu yemeğin bitimiyle Atı çeken sağdıç ve damat gız evine gider büyükler gızın babasından gızı alıp dualar yapılarak gızı ata bindirirler sağdıç ve damat atı çekerek halaylarla oynaya oynaya gelini oğlan evine götürürler.Gelin eve girer ve düğün biter.İşte benim hatırladığım böyle.Elbette ki bu zamanda bu düğünler böyle olmuyor.Şimdi gızlarda oğlanlarda okuyor çoğu memur oluyor.Bir birlerini kendileri beğeniyorlar sana isteyip baş göz yapmak kalıyor.Değişmeyen tek düzen yalnızca misafirlere verilen yemek bu adet hala devam ediyor,Cengi çalgısı,Atı arabası düğünü balosu çeşit çeşit yenilikler çıktı eskileri hep unuttuk.Bizde gidince temelli unutulacak yeğenim.Bak benim hanım göçtü ahrete.Çocuklar başka şehirlerde.Dinardan ev alındı köyden göçüp yerleştik bu mekana .Hanımın yanına göçeceğimiz günü bekliyorum.
—Olurmu Osman dedeciğim. Senin gibi ihtiyar delikanlılar bize daha lazım. Sen bakma geleneğimiz göreneğimiz yok olup gidiyor ama bu anlattıkların yazılı olarak daim arşivlerde kalıp hanı derle ya nerde o eski bayramlar diye eskileri hatırlar ararlar işte bu anlattıklarında bir zaman gelecek bir masal gibi hatırlanıp aranacak sizler bizler beklenen göçü yapacağız ama senide beni de hep hatırlayıp ananlar veya öğrenip okuyanlar olacaktır. Dedim Osman dedeme…
Evinde beni kapıdan uğurlarken yine gelmemi istedi. Tertemiz odalarında hiçbir köşede toz zerresi bulunmuyor pırıl pırıl tertemizdi. Elini öpüp hakkını helal etmesini bir konuya takılırsam yine gelerek ziyaret edeceğimi söyledim. Bana kapısının her zaman açık olduğunu ve beklediğini söyleyip uğjurladı. Birkaç kez onu aradım komşuları çocuklarının yanına gittiğini söyledi.2009 yılında bir gün belediye anonsundan Osman dedemin hanımının yanına göç ettiğini duydum. Burada kendisini rahmetle anıyorum.Ruhu şad olsun.
Ağızları;Goca,gomşu,gız,garar,ehmeh,habar,garın.gararıscah,gömbe,
gatmar,göbelek…

 

Kaynak: Ayhan Kalkan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir